Karadeniz



Jason- Pelias'a Altın Post'u sunarken.
Louvre Müzesinde bulunan antik bir eser.
Karadeniz
Bölüm IV
  
Mitologya 
Karadeniz Mitologyası
Yason ve Argonotlar

"Altın Post’un bulunduğu Kolkhis, günümüzde Gürcistan’ın batısının büyük bir bölümü ile Karadeniz kıyısı boyunca Kafkaslar’dan Trabzon’a uzanan geniş bir kesimi kaplar. Bir dönem Karadeniz’in tamamına hakim olan Kolkhalar, Hititlerin bölgede en önemli düşmanlarıydı. Kafkaslar, eski Yunanlılar için “dünyanın bittiği yer” idi. Masalların ana motifi Kaf Dağı, Kafkaslar’ın mitolojik yüzüdür. Yunan destanlarından Nart Destanlarına ve eski Türk Destanlarına kadar yer alır. Bu dağlar binlerce yıldan bu yana Karadeniz halklarını dış dünyadan ayıran doğal engelin bir parçasıdır."

Karadeniz

 

Bölüm IV

 

Mitologya

 

İnsanlığın ortak mirası tarih, yazının icadıyla başlar. Tarih bilimini açıklayan bu klasik tanımlamaya göre tarihi, yazının Sümerler tarafından bulunduğu MÖ. 3500’lere kadar götürürüz. Bu tarihten önceki zaman dilimleri, Prehistorya denilen tarih öncesi dönemlerdir. Yazılı belgelerin olmadığı tarih öncesi dönemler, mitoloji denen sözlü anlatımlara dayanır ki bunlar çoğunlukla şiir formatında söylenen destanlar, ağıtlar ve tiyatral eserlerdir. 

“Tarih öncesi” dönemin masalsı ve fizik ötesine dayanan olaylarını ne ölçüde tarihten sayacağız? Hepsine şüpheyle bakarak hiçbirini tarihten saymamak mı gerekir?  

Diğer yandan ilk yazılı belge kabul edilen Sümer tabletleri bile çoğunlukla tarih öncesine mal edilen mitolojik anlatımlar içermektedir. Günümüz teknolojisiyle desteklenen arkeolojik kazılar, giderek daha fazla mitolojik anlatımlara (dinsel söylencelere) dayanmaktadır.

 

“Mitlerin başlangıcı, dünyanın bazı bölgelerinde hâlâ devam ettiği gibi, ateş çevresinde nesilden nesle aktarılan hikâyelere dayanır. Daha sonraları yazının icadıyla birlikte insanlar mitlerini kâğıda dökmeye ve oyun, şiir veya roman gibi yeni formlara uyarlamaya başladılar. Homeros’un Yunan destanlarından erken dönem İzlanda yazarlarına kadar, dünya edebiyatının en önemli eserlerinin temelleri orijinal şekilleri ağızdan ağza aktarılan eski mitlere uzanmaktadır.”[1]     

 

Mitologyanın ortak sorusu şudur:

 

1-      Evren nasıl ortaya çıktı,

2-     İnsanlar nasıl yaratıldı,

3-     Bugünlere nasıl gelindi?

 

Bu nedenle mitolojinin ana ekseninde her topluluğun kendi varoluş öyküsü bulunur.

 

“Efsaneler, insanlarla –artık pek çoğumuzun kaybettiği- doğal ve ruhani dünyalar arasındaki yakın ilişkiden doğmuşlardır. Gerçek ve fantezi arasındaki sınırlarda dolaşır, belirsizlik ve tuhaflıkları kutsarlar ve dehşetengiz kozmik güçleri tarif ederler. Ama aynı zamanda büyük bir heyecan ve ilham kaynağıdırlar. Sahip olduğumuz en büyüleyici hikâyeler mitledir çünkü yüreklerimize, zihinlerimize ve varlığımızın özüne dokunurlar.”[2]                 

 

Karadeniz Mitologyası

 

Karadeniz Mitologyası antik Yunan, Roma, Pers, Kafkasya ve Türk efsaneleriyle örülmüştür. Kolhis’ten Herakles Sütunlarına, Nart Destanından Manas Destanı’na kadar Karadeniz’in antik tarihi farklı uygarlıkların ortak paydasını oluşturur. Yakın bir döneme kadar mitolojiden anlaşılan Yunan ve Roma mitolojisiydi. Oysa bugün Sümer, Hitit, Mısır, Çin, Hint ve Türk mitolojisi yanında, Aztek, İnka, Slav, İskandinav, İzlanda, Ulster (İrlanda), Afrika kabileleri ve Avustralya Aborjinleri gibi birbirinden bağımsız ama birbirleriyle benzeşen çok sayıda mitolojik belirleme mevcuttur. Mitler sözel yapıtlar olduğundan taşlara işlenmemiş, kulaktan kulağa aktarılarak günümüze ulaşmışlardır. İsimler ve olaylar zaman içinde değişime uğramış, aynı öykü farklı kabilelerde farklı biçimlere bürünmüştür.

Karadeniz Mitologyası, öncelikle Antik Yunan ve Roma’nın karmaşık panteonlarında karşımıza çıkar.[3] Coğrafi bir kavram olarak Karadeniz, ulaşılması güç ve aşılması imkânsız sorunları temsil eder.  

Karadeniz’in en ünlü mitosu Yason ve Argonotlar’dır.

 

Yason ve Argonotlar

 

Yason (Iason, Jason), Yunanistan’ın Kuzeydoğusu’ndaki Iolcus krallığının veliahdıdır. Ancak krallığı amcası Pelias ele geçirmiştir. Annesi Alcimede henüz çocuk yaştaki Yason’u kaçırarak mutlak bir kıyımdan kurtarır ve kendini büyüten bir Kheiron (Kentaur Cheiron; at adam) tarafından yetiştirilir. Büyüyünce Yason gidip amcasından hakkı olan tahtı ister. Ancak tahta geçebilmesi için Kolklhis Kralı Aietes’ten Altın Post’u alıp getirmesi gerekmektedir.[4]  

Altın Post, Athamas’ın çocukları Phriksos’la Helle’yi sırtına alıp Yunanistan’dan Karadeniz’deki Kolkhis ülkesine kaçıran kanatlı koçun pöstekisidir. Yolda kız kardeş Helle Boğazlar’ı geçerken düşer. Phriksos tek başına Kolkhis’e varır. Kendisini iyi ağırlayan Aietes’e Zeus’a kurban ettiği koçun altından postunu verir. Aietes de bu eşi benzeri olmayan hediyeyi Ares’e adayarak saklar.

Altın Post’un bulunduğu Kolkhis, günümüzde Gürcistan’ın batısının büyük bir bölümü ile Karadeniz kıyısı boyunca Kafkaslar’dan Trabzon’a uzanan geniş bir kesimi kaplar. Bir dönem Karadeniz’in tamamına hakim olan Kolkhalar, Hititlerin bölgede en önemli düşmanlarıydı. Kafkaslar, eski Yunanlılar için “dünyanın bittiği yer” idi. Masalların ana motifi Kaf Dağı, Kafkaslar’ın mitolojik yüzüdür. Yunan destanlarından Nart Destanlarına ve eski Türk Destanlarına kadar yer alır. Bu dağlar binlerce yıldan bu yana Karadeniz halklarını dış dünyadan ayıran doğal engelin bir parçasıdır.     

Mitolojiye göre Yason’dan Altın Post’un istenme öyküsü şöyledir:

Pelias’a ulu bir bilge (tanrı sözcüsü) tek ayakkabılı adamdan korkmasını söylemiş. Pelias’ın Tanrı Poseisdon’a kurban kestiği kalabalık bir tören sırasında, sırtında bir pars postu ve her bir elinde bir kargıyla Yason çıkagelmiş. Yason’un bir ayağı çıplaktır. Pelion dağının eteklerinde bir dereyi geçerken sandallarından birini düşürmüştür. Pelias, bu tek ayakkabılı delikanlıyı görüp bilgenin sözünü anımsar. Üstelik Yason babasının tahtını geri isteyince, telaşlanır; çareyi O’nu hiç dönemeyeceği bir yolculuğa çıkarmakta bulur.  

Bu yolculuk için rakibini gönderebileceği en uygun yer; azgın dalgaların, canavarların ve korkunç büyücülerin diyarı Karadeniz’dir. Yason, Altın Post’un ve krallığın bedeli olan bu yolculuğa çıkmayı kabul eder.

Karadeniz’e yapacağı yolculuk için Argo adında özel bir gemi yaptırılır. Geminin gövdesi Dodona’daki Zeus tapınağında bulunan kutsal bir kavak ağacından yapılmıştır ve çok güçlüdür. Gemi yapımcısı Argus’un tasarladığı bu gemi Athena tarafından kutsanır. Özel pruvası sayesinde karşılaştıkları ölümcül tehlikelerden sıyrılabileceklerdir. Argo, Yunanca’da “hızlı” demektir; gerçekten de bu gemi 55 kürekçisiyle benzerlerinden oldukça hızlıdır. Kalabalık mürettebatı yanında çok sayıda savaşçı taşımaktadır.[5]

Efsanevi gemi Argo’da Yason kendisiyle birlikte yolculuk etmeleri için Herakles, Polydeuces, Peleus ve Orpheus gibi Yunanistan’ın en büyük kahramanlarını ikna etmiştir. Kahramanlardan oluşan bu grup Argonotlar olarak bilinir.    

Teselya’daki bir limandan denize indirilen Argos gemisi, Apollon’a sunulan adaklar ve törenlerden sonra denize açılır. Yolcuk sırasında türlü engellerle karşılaşırlar.

İlk durakları Lemnos Adası’dır. Burada kocaları öldürülmüş kadınlar tarafından karşılanırlar.[6] Kadınlar tarafından baştan çıkarıldıkları için yolculuk uzar.

Çanakkale boğazından girerek Kapıdağ yarımadası’na varırlar. Burada Delionlar Kralı Kyzikos’u yanlışlıkla öldürürler.  Mysia’da (Mudanya) bir su perisi tarafından kandırılan Hylas’ı aramak için Herakles gemiden ayrılmak zorunda kalır.

Kadıköy’e yerleşmiş ünlü bir boksör olan dev Amykos’u boks sporunun mucidi Polydeukes’un yenmesinin ardından, Zeus’un köpekleri olarak bilinen kuş benzeri Harpialar’ın elinden Phineus’u kurtarırlar.

Kör bir kahin olan Phineus, Argonotlara Karadeniz’e ulaşabilmeleri için gerekli bilgileri verir. İstanbul Boğazı’ndaki Çarpışan Kayalar’ı (Cyanea veya Symplegad’lar) nasıl geçeceklerini söyler.

“Phineus Argonaut’lara şöyle bir denemede bulunmalarını salık verir. Bir güvercin uçursunlar kayaların arasından, güvercin geçebilirse, kendileri de arasından geçmeye kalkışsınlar, yoksa vazgeçip gerisin geri Yunanistan’a dönsünler. İason kuyruğundan birkaç tüyünü yitirerek karşı yöne geçer, arkasından Argo gemisi Symplegad’ların arasına girer ve kuş gibi ancak pupası biraz zedelenerek geçer. Bundan sonra da Çarpışan Kayaların çarpışmaktan vazgeçtikleri ve yerlerine mıhlandıkları anlatılır.İstanbul Boğazı’nda akıntı yüzünden oynak kayalar mı vardı, yoksa Boğaz’ın olağanüstü anafor ve akıntıları efsaneye böyle bir imgeyle mi yansıtıldı? Her neyse, bu engeli de aştıktan sonra Argoanut’lar Yunanlıların Pontos Eukseinos yani konuksever deniz dedikleri Karadeniz’e çıkarlar.”[7]    

  Yason ve Argonotların yolculuğu, hava muhalefeti, deniz canavarları, çarpışan kayalar ve daha birçok aşılması güç engellerle dolu olduğu için abartılı bir rota izler. Yolculukları boyunca; özellikle dönüş yolunda Karadeniz’den, Tuna Nehri’ne, Adriyatik’ten Akdeniz’e doğru bir rota izlemişlerdir. Hatta bu yolculuğu Okyanus aşırı mekânlara yorumlayanlar vardır. Akdeniz’le alakalı olan kısmı, Deniz Perisi Thetis’le ilgilidir.  Argo’nun Messina Boğazı’ndan geçerken denizcileri yutan canavar Scylla’nın (Sicilya Adası-İtalya) yanından yelkenle süzülmesine bu peri yardım etmiştir. Karadeniz’de ise, Themiskyra (Terme) ve / veya Kerasus (Giresun) adasındaki Amazonlar’la karşılaşmışlar, Kolkhis’e vardıklarında kendilerini yeniden ölümcül görevler beklemektir.  

(Devam edecek.)

 

 

 

ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU

A. KABAYEL – A. D. VARİLCİ

 

 

Dipnotlar:

 

[1] Philip Wilkinson, Efsaneler ve Mitler, Alfa Yay. İstanbul, 2009, s. 6

[2] Philip Wilkinson, Age, s. 9

[3]Panteon terimi eski Yunan ve Roma tapınaklarını tanımlamak için kullanılırdı. Her panteon farklı bir tapınma merkezidir ve o dine mensup tüm tanrıların birliğini ifade eder. Alman sosyolog Max Weber’e göre, Avrupa kıtasındaki Hıristiyan kiliselerinin oluşumunda bu panteonların özel bir önemi vardır.  

[4] Bu öykünün detayları çeşitli kaynaklarda farklı nüanslar içerse de, ana motif bellidir. Aralarında Homeros, Hesiodos, Aeschylus ve Euripides’in de bulunduğu Yunanlı yazarlar yanında, Romalılar Yunan mitlerini benimsedikten sonra da Ovidius ve Virgilius gibi nispeten yeni yazarlar da bu konuları şiirlerinde işlemiş, daha da ileri götürmüşlerdir. Argonot öyküsünün çıkış noktası,  Argonautica (Yunanca: Άργοναυτικά, Argonaftika) adlı destandır. Rodoslu Apollonios tarafından MÖ 3. yüzyılda yazılmış epik bir Yunan şiiridir. Argonotların öyküsünü derlerken, daha çok Azra Erhat’ın “Mitoloji Sözlüğü”nü ve Philip Wilkinson’un “Efsaneler  ve Mitler” isimli eserini esas aldık.

[5] Mitolojinin ana teması; daha uzak iklimlere açılma dürtüsü yani koloni elde etme çabasıdır. Iason’un bu yolculuğunu Macellan’ın 16. yüzyılda yaptığı Okyanus aşırı yolculuğa benzetmek mümkündür.

[6] Aslında bu kadınların kocaları, kadınlar tarafından öldürülmüştür. Yolculuğun ileri aşamalarında Karadeniz’de karşılaştıkları Amazonlar’la benzerlik içeren bu ayrıntı Homerik destanların çoğunda yer alır.

[7] Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1978, s. 57

http://www.unyekent.com/koseyazi/3258/karadeniz-bolum-iv



Ünyekent'te bir araştırma yazısı... 

Jason ve Argonotların rotası.
Argonotların yolculuğunu tasvir eden bir eser.

Yorumlar

  1. Her zamanki gibi güzel ve bilgilendirici bir paylaşım olmuş.Blogunuzu uzun süredir takip ediyoruz ve çok yararlı paylaşımlar ile karşılaştık.Verdiğiniz tüm bilgiler çok işimize yaradı Dermaroller firması olarak bu paylaşımlarınızın devamını bekliyoruz.Size tüm blog hayatınızda başarılar dileriz.Nice yazılara...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ünye Nüfus Defteri (1834)

Ünye’nin En Eski Fotoğrafı

Bir Yunus Emre ki... (II. Bölüm.)